oysa
saçlarında öpmek vardı baharı,
papatyalardan taç... karanfiller sıkışmalıydı kulak kenarlarına
parmaklarında Çingene kırmızı taşlı yüzükler
göz ucunda saklı hınzır gülücüklerin çizgileri
ayağında gümüşten bir hal hal...
salınışında bedenin cazibesinde koşup irkilmek
ve... dikilmek korkusuzca
seni/beni/bizi
diyebilmekti sevmek
şimdi
bak daha da kar yağdı saçlarıma,
doğmuyor güneş, bulutlar kapkara...
akan sular kurumuş, servi dalları kuru
ne bülbül, ne gül, hazan vaktidir döngü
fırtınalar da koptu, şimşekler de çaktı
gözyaşlarına karışırken duyguların çöküşü
solda da sağda da kaldı yalnızlık…
zaman…
akıp gidiyor kalan hicran yarası
belki de sevmeyi bilemedi sevgili
elimizdeyken yemyeşil bahçeler dermeyi
yüzümüzdeyken gülücükler gülmeyi
özümüzdeyken hasret kucaklamayı
ah gitti gidiyor derken tren
kömür ocaklarında yanarken bedenler
icadı elektrikmiş ölümün belli ki...
tüm asmalara takılmıştı cümlelerim,
ezilip şarap olacaktı şiirlerim
bir tanesinden kırk yiğit sarhoş olacaktı
kaçınca sirkeye dönmüş ömür
her yanımda batıyor, yakıyor, acıyor kelimelerim
yırtasım var yazılanı inanmasam da kadere
taptığımdır duyguların haşa inancım sevgi...
akarken...
ömür denen dizeleri bozuk şiirde
zor muydu sevip de sevilmek
kor muydu derip de derilmek
ne samanlıklar seyran oluyor ne çıplak hamama yakışmış
gün gelir geçer, dün ezip geçer, yarın belirsiz...
bir kedi sırnaşıklığında sarılmak vardı günlerce
bir köpek sadakatinde sevmek
bülbül gibi şakımak karşısında
üryan dolaşmalıydı bedenler üç beş parça beze tav olmadan
toprağa basmalıydı ayak
güneşe karşı kırpmadan gözünü
dağlara taşlara kuşlara sözünü
eğri büğrü yalan yanlış etmeden özünü...
göz göze gelip göze gelmeden sarmalıydı sevdanın bakışları
farkındaysan…
hayat ne isterse veriyormuş bakana bilene görene
ki görsek ki sağırsak ki acıları zevk edinmişse bu bedenler...
hey suçlu ayağa kalk derlerde nerde ki...
var mıdır azmettiren kar yangını akşamlarda söndüren bir gemiler
ya… acıtılmışlığımız
ah... kırılmadık kalmamış koldan tenden yana .ok içinde yenler
batıyor hep güneş, doğmaz mı artık kocaman bir tabak üstünde...
hadi... ağlama duvarına çevirelim gözlüklerimiz burnumuzun dibinde
utancı içimizde büyürken zehri saçılmaya hazır gecikmişlikler
boğar sessizlik
yakar sensizlik
taşar gönül sığmaz zifir karası damarlarda yangınlar
beklentilerimiz…
b/ekleyebildiklerimiz
ne istedik ki hayat senden, insanca yaşamaktan başka...
eşekleri de geçtik taşımaktan yüklerimiz,
atlardan da hızlıdır koşmalarımız
mangaldan büyük yüreğimiz...
huzurdan öte gerisi yalan ruhumuzun açlığı
imkansız…
prangalara mahkum ayaklarımız
bileklerimizde zincir parmaklarımızda halkalarımız
sırtımızda tonlarca taşıdıklarımız...
atlamışken akşamlara bulutsuz
tuttum/tuttu derken çarpılan kapılar
ve benimsenmeyen gelip geçici senaryolar
adın sevdalı tıkansa da boğazında düğümlenen anılar yiterken
şarkılarda yarım nota, ıslak umutlar, makam kırık biterken
kavuşmak, hayal olur gece güne çökerken...
maziye kanarken her yanda
ıssız kalır duyular
şarkı biter…
22 Nisan 2009
14:00 Mozan-Muharrem Araz
Şiirlerim kategorisine eklenmiş, 134 kez okunmuş, 1 kez yorumlanmıştır.
Reşit Turan / 23.06.2009
Bu şiir ki, duygular çocuksa ve çocukarı kağıtlarda masumca dizen yüreğine benden selam olsun üstad... Radyo da okudum bu şiiri ve duygularıma ne güzel de geldi özlemenin tümcesi...